Portakal Bahçesi

Ben bi hastanede doktorum. Arabam ile eve dönüyorum. Bayır aşağıya doğru iniyorum. Tam önümde abla ayağı kaydı düştü yola. Sanırım bir kiloydu yuvarlandı elindeki portakallar poşet yırtılınca. Abla öylece oturdu kalkmadı ayağa. Bir kız çocuğu da var yanında, galiba beş yaşlarında. Annesi başlayınca ağlamaya o kız çocuğu sımsıkı sarıldı o anda. Hemen el frenini çektim, arabamdan indim. Doktorum ya bir bakayım dedim. İyimisin diye sordum ablaya. Ayağa kalktı utandı beni adamdan saydı.

Yok abi iyiyim dedi. Yürü bakayım, ben doktorum bir kontrol yapayım. Yürüdü, çok şükür bir şeyi yok idi. Ama ağlıyor, susmuyor, kızıda korkmuş elimi bırakmıyor. Abla üzülme iyisin dedim. Ben düştüğüme değil portakallara üzüldüm abi dedi. Niye be abla dedim. Alt tarafı bir kaç portakal yenisini alırsın. Evde kızım var, çok hasta uyumadı sabaha kadar. Çorba yaptım, komşumdan ıhlamur alıp kaynattım ama düzelmedi. Doktorun ilaçları da fayda etmedi. Bir ara gözünü açtı, “Anne Portakal” deyip tekrar uykuya daldı. Evdeki son param 3,5 liraydı. Onu Allah’a emnate edip, küçüğü alıp çıktım hemen caddeye. Baktım manav kapalı, marketin de açılmasına bir kaç dakika vardı. Aklım evde, ya bir şey olduysa diye. İşte koşarken ayağım