Minik Serçe

Baskın bir ailede büyümüştü küçük kız. Ne yapsa kabahat, ne dese suç olmuştu o zamana kadar. Yaşadığı sıkıntılı yıllar üzerine yapışan bir yük olup kalmış, tamamen iç dünyasına dönük biri olup çıkmıştı… Herzaman yüzünde yaralar olurdu… Üzeri başı ise herzaman kirli olurdu… Önlüğünde ise belki beş yama vardı, elleriyle sürekli saklamaya çalıştığı… Arkadaşları hiç oynamazlardı onunla. Zaten öyle ürkektiki. Biri yanında bağırsa korkup ağlamaya başlıyordu… Dizleri üzerine çöküş kalıyordu olduğu yerde.

Nevin öğretmen yeni atanmıştı o sene okula…Boyu kısa olduğu ve çok ürkek olduğu için “minik serçe” diye çağırdığı ve arkadaşlarının sürekli, – “bitli… bitli… -” diye dalga geçtiği öğrencisi Zeliha’ya daha ilk dakikadan içi acımış, ve onun için birşeyler yapmak istemişti… Özgüveni yok denecek kadar az olan küçük çocuk, rahmetli olan annesinin ardından üvey anne elinde çok baskı gördüğü için, hayata karşı okadar kırılgan bir yapıya sahiptiki… İlk günler konuşamamıştı bile Zelihayla. Zaten babasının dediğine göre çok az cümle kurduğunu öğrenmişti… Ses tonu az yükselse, yada başını okşamak için elini kaldırsa, yavrucak biri sanki ona vuracak gibi ellerini siper ediyordu yüzüne… Ve bir gün Nevin öğretmen sevgiyle başını okşadığında