Kayserili ile Padişah

Bir padişah ”Kim beni söylediği yalana inandırabilirse ona bir küp dolusu altın hediye edeceğim.” demiş. İlanı duyan en usta sahtekarlar ve yalancılar hemen saraya koşmuş ve başlamışlar yalanlarını sıralamaya.

1.Sahtekar:
-Bir kuş kocaman aslanı kaptığı gibi yuvasına götürdü.
Padişah:
-Yalan bunun neresinde ? Bahsettiğin kuş eğer bir kartalsa ve aslan da yavruysa yakaladığı avını yuvasına rahatlıkla götürebilir.
2.Sahtekar: Ülkenin birinde bir eşek kral oldu.
Padişah:
Eğer o ülkede kral pencereden eğilmiş ve başındaki tacı düşürmüşse ve pencerenin hemen altında da bir eşek varsa taç kralın kafasından düştüğünde, eşeğin kafasına gelmiş olabilir. Taç kimin kafasındaysa kral da ”o”dur.
3.Sahtekar:
-Sultanım, ben bir ok attım gökyüzüne. Ok altı ay sonra yere düştü.
Padişah:

-Gökyüzüne attığın ok direkt yere düşmemiş, önce bir ağacın üzerine düşmüştür. Altı ay sonra da ağaçtan yere düşmüştür.
Böylece padişah kendisine söylenen her yalan için bir bahane bularak söylenen hiçbir şeyin yalan olduğunu kabul etmemiş. Sahtekar yalancılar ne kadar uğraşsalar da padişaha söylediklerinin yalan olduğuna ikna edememişler.
Son sahtekar ise Kayseri’den gelmiş ve şöyle demiş:
Sultanım, babam beni sizin yanınıza gönderdi.
Dedi ki ” Git padişahın yanına var. Zamanında ona bir küp altın vermiştim. Söyle onu geri ödesin bir zahmet.”
Eğer söylediklerim doğruysa bir zahmet borcunuzu ödeyin sultanım. Eğer yalan söylüyorsam ödülümü alayım.