Karadır Kaşların

Eşi ölünce yüzde seksen beş bedensel engelli kızına tek başına bakmaya başlamıştı Abdullah bey. Herşeyiyle o ilgileniyordu. Ona tüm sevgisini vermişti. Hayatı biricik kızı İpek olmuştu… Akşamları babadan kalma sazı eline alır, kendisinin de kızınında çok sevdiği, -“Karadır kaşların. Ferman yazdırır. Bu dert beni diyar, diyar gezdirir.-“türküsünü söylerdi dünyalar tatlısı kızının kara gözlerine bakarak… İpek ise gün boyu tekerlekli sandalyede oturmaktan okadar sıkılmıştıki… Bir gün babası yüzünü güldürebilmek için türlü şeyler yaparken, -” Baba, pencerenin karşısındaki nar ağacını görüyormusun? Orada kaç tane nar var sence? -” diye sordu ağlamaklı bir sesle…

Babası ise anlam vermemişti bu soruya. Ne demek istediğini sorunca, İpek, – “Gün boyu ben hep aynı yerde, sabit kalıp bu camdan bakıyorum. Oradan kaç tane nar olgunlaşıp yere düşmüş biliyorum… Ağaçta tam kırk iki tane nar var deyince, babası arkasını dönüp kızına göstermek istememişti gözyaşlarını… -” Yalnızım baba. Çok yalnız… Arkadaşlarım olsun istiyorum. Senin gibi banada mektup göndersinler istiyorum. Onlarla oynayamasamda ayda bir hiç değilse göreyim istiyorum onları. Benide senden hariç birileri çok sevsin istiyorum. Söylermisin baba ben çokmu şey istiyorum? -” diye sormuştu. Abdullah bey hiçbirşey diyememiş ve odasına geçip hüngür hüngür ağlamıştı o akşam… Ertesi gün bir saatliğine kızını komşusu Perihan hanıma emanet edip, bir işini halletmek için evden çıkmıştı… Geri geldiğinde ise,