Kadife Kese

Kendisini karşılayan sekretere; Nazif Beyle görüşmek istediğini söyledi. Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti: ‘Nazif Bey mi?’dedi. ‘Evet, Nazif Bey!’ diye cevap alınca, hüzünlü bir ses tonuyla ‘Nazif Bey sizlere ömür efendim, onu kaybedeli dört yıl oldu.’ dedi. Hiç beklemediği bu haberle bir acı saplandı yüreğine. ‘Ya, öyle mi…?’ diyebildi sadece. Hicranlı bir suskunlukla bir müddet öylece kalakaldı. Gözlerine hücum eden yaşlar yanaklarından süzülüp göğsüne damladı. Kendisini toparlayıp ‘Onun adına görüşebileceğim bir yakını var mı acaba?’ diye sordu. ‘Evet var, oğlu Selim Bey….’. Titrek bir sesle ‘Öyleyse Selim Beyle görüşebilir miyim?’ dedi. Görevli hanım, insanda saygı uyandıran bu kibar beyefendiye, ‘Selim Bey oldukça meşgul bir insan, randevusuz görüşmek pek mümkün olmuyor; ama ben yine de kendisine bir haber vereyim” dedi ve telefona yöneldi.. Sonra ‘Kim diyelim efendim?’ diye sordu.

‘Kendimi ona ben tanıtmak istiyorum kızım.’ cevabı üzerine sekreter dahili telefonu çevirdi. Daha sonra, ‘Selim Bey sizinle görüşmeyi kabul etti, lütfen beni takip edin.’ dedi. Beraber merdivenden çıktılar. Gözalıcı geniş bir salondan geçip büyük bir kapının önünde durdular, sekreter kapıyı açarak, ‘Buyurun!’ dedi. O da içeri girdi. Kendisini ayakta bekleyen gence doğru hızlı adımlarla yürüdü, elini uzatarak,