İçimizdeki Yılan

3991

Atlının birisi yolda giderken, uyumakta olan bir adamın ağzın­a bir yılanın girmekte olduğunu görür. Uyarmak için atını bağlasa da yetişemez. Bunun üzerine, bir topuz darbesiyle adamı uyandırır. Vura vura onu bir elma ağacının altına kadar sürükler, adam ne olduğunu anlamaya çalışırken birdenbire sert bir üslûpla, yerdeki çürük elmaları yemesini emreder. Adam, başına gelenlerden şaş­kınlık içindedir, ama topuz korkusuyla yemeye başlar. Bir miktar yedikten sonra atlı, “Şimdi de koş bakalım.” der.

Adam can havliyle koşmaya başlar. Derken midesi bulanır, içinde ne varsa boşaltır. Tabi, bu arada yılanı da… Adam, karnından çıkan yılanı görünce şimdiye kadar içinden lanet okuduğu atlıya binler teşekkür eder.

Temsildeki uyuyan adam, gaflet uykusundaki gafil in­sandır. Atlı, uyuyanları uyaran nebiler ve onların yolunda giden kâmil insanlardır. Yılan, nefistir. Atlının adamı dövmesi ve koşturması, mürşidin müridini riyazet ve mü­cadeleye sevk etmesidir. Nefis terbiyesi ve nefisle müca­dele olmadan nefse hâkimiyet sağlanamayacağı, son de­rece açıktır. Yılanın çıkışı ise nefsin insana hükmetmesin­den kurtuluştur.(Mevlâna, VII, 598-607.)

Nefis-Devekuşu Benzerliği
İnsan, düşünmeyerek hiçbir problemi halledemez; ama bütün problemler düşünerek halledilmiştir.
Devekuşuna demişler:

“Niçin uçmuyorsun?”
Kanatları­nı kısmış, “Ben deveyim!” demiş.
“Öyleyse yük taşı!” de­mişler.
Kanatlarını açmış, “Ben kuşum!” demiş.

Avcıyı görüp kaçamayacağını anlayınca da başını kuma göm­müş. Zannetmiş ki o avcıyı görmeyince avcı da onu göre­meyecek!
Nefis, bazı durumlarda devekuşu gibi hareket eder. Meselâ denilse ki: “Ölüm var, ahiret var, ona göre çalış.” O, “Ya yoksa?..” diyerek Allah’a kulluktan sıyrılmak ister veya gaflet kumuna başını sokar, en sabit bir gerçek olan ölümü görmezden gelir. Hâlbuki onun ölümü unutmasıyla ölüm onu unutmayacaktır.( Nursî, Lem’alar, s. 79.)

Oyuna ve eğlenceye dalan, içki ve uyuşturucu ile akılla­rını devre dışı bırakan insanlarda devekuşunun bu ters mantığını görürüz.
Gürültülü müzik dinleyen birisine sormuştum: “‘Müzik, ruhun gıdasıdır.’ denilir. Ama sizin bu dinlediğinize ne derece ‘müzik’ diyebiliriz?” Muhatabım şu cevabı vermiş­ti:

“Tartışılabilir. Ama ben bunu dinlerken hiç olmazsa düşünmüyorum ya!.. Bu bana yetiyor!”
Akıl, düşünme aletidir. Çalışmayan bir fabrikanın “Hiç olmazsa çalışmıyorum ya!..” demesi bir marifet- sayılma­yacağı gibi, aklın da devre dışı kalması övünülecek bir hâl olamaz. İnsan, düşünmeyerek hiçbir problemi halledemez. Ama bütün problemler, düşünerek halledilmiştir.

Bir seyahat esnasında tanıştığım ateist bir hukukçuyla sohbet ederken söz dönüp dolaştı, “ölüm” konusuna gel­di. “Aman, o konuya hiç girmeyelim!” dedi. Nedenini sor­dum. “Çok tatsız bir konu; düşünmek bile istemiyorum!” cevabını verdi. Ben dedim: “Düşünmemek bir çare değil. Varsa ölüme çare, onu araştırmak gerekir. Ve ben, o çareyi biliyorum!”

Muhatabım hayretle, “Var mı, ölüme çare?..” diye sordu. Dedim: “Evet, var! Allah’a iman ve ahirete iman, ölüme çaredir. Bizi yoktan var eden zat bildiriyor ki ölümden sonra hayat devam edecek; şu dünya menzili ka­panacak, yeni bir menzil olan ahiret açılacak.”