EN YENİ İÇERİKLER

Bir Bardak Süt

0

Howard, yoksul bir ailenin çocuğuydu ve okul giderlerini karşılamak için kapı kapı dolaşarak bir şeyler satmaya çalışıyordu. O gün, hiçbir şey satamamıştı ve karnı da çok açtı. Bundan sonra çalacağı ilk kapıdan yiyecek bir şeyler istemeye karar verdi. Kapıyı açan sevimli genç bayanı görünce utandı.

Yiyecek bir şeyler yerine “affedersiniz, bir bardak su rica edebilir miyim?” diyebildi yalnızca. Genç bayan, çocuğun aç olabileceğini düşünerek kocaman bir bardak süt getirdi ona. Çocuk, sütü yavaş yavaş içine sindirerek içtikten sonra, “çok teşekkür ederim, borcum ne kadar?” diye sordu genç bayana. Genç bayan ise,

Çiftçi Pahom’un Hazin ve İbretlik Öyküsü

0

Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir.

Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar katettiğin bütün yerler senin fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. “Yoksa bütün hakkını kaybedersin.” Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Koşar, koşar, ama kesilir takâti. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken,

Ewan ve Holly

0

Ewan 22 yaşına o sene basmıştı, kendinden emin çok zeki bir genç adam olmanın asaletini taşıyordu. 10 gün sonra Kore’deki bir savaşa katılmak üzere İngiltere’den ayrılacaktı, hiç bir şeyden korkmuyordu ama duygusallığı nedeniyle, ülkesinden ayrılma fikri zor geliyordu ona. Ağır adımlarla büyük kütüphaneden içeriye girdi, bir kitap alıp oturdu ve okumaya koyuldu.

Gerçekten de çok güzel temalara değinmiş etkileyici bir kitaptı elindeki, ama daha da güzel olanı kitabı daha önce başkasının da okumuş ve bazı yerlere notlar almış olmasıydı. Okuyanın notlar aldığı bölümler Ewan’i da derinden etkiliyor, notları okudukça sarsılıyordu. Kim olabilirdi bu? Hemen kütüphane görevlisine gitti ve

Mahsur Denizci

0

1950’li yıllarda bir İngiliz şilebi Portekiz’den aldığı Madura şaraplarını İskoçya’ya götürür. Demir attığı limanda yükünü boşalttıktan sonra, şilepte çalışan denizcilerden biri unutulan şarap kolisi kaldı mı diye denetlemek üzere soğuk hava deposuna girer. Onun içerde olduğunu fark etmeyen başka bir denizci ise, kapıyı dışardan kapatır.

Soğuk hava deposunda mahsur kalan denizci, var gücüyle bağırır, çelik duvarları yumruklar, ama kimseye duyuramaz sesini. Çakısıyla içerden açmaya çalışır kapıyı, mümkün değildir. Boş şilep, yeni yükünü almak üzere Portekiz’e doğru yola çıkar. Mahsur denizci, depoda açlıktan ölmeyecek kadar yiyecek bulur. Ama deponun dondurucu soğuğuna

Kalp Nakli

0

Doktor, halsiz, bitkin ve fazlasıyla üzgün kadını muayene ettikten sonra, durumunu anlayabilmek için fazlacada soru sormuştu. Sonrasında ise dışarıda bekleyen eşinin yanına gidip – “Eşiniz çok rahatsız. Mutlu huzurlu ve sağlıklı bir yaşam sürebilmesi için kalp nakli gerekiyor-“demişti. Adam duraksadı. Şaşırmış ve ne diyeceğini ne cevap veremeyeceğini bilememişti.Doktor sözlerini bitirdikten sonra adama bir reçete uzattı. Reçeteye maddeler halinde birşeyler yazılmıştı…

1. Gün. Onu bu akşam yemeğe çıkartın.
2.Gün.İşten eve geldiğinizde, telefonla, yada televizyonla uğraşmak yerine onunla sohbet edin ve onun sorunlarıyla, gününü nasıl geçirdiğiyle ilgilenin.
3.Gün.Çok uzun yıllar önce birlikte sinemaya gittiğiniz gibi, bugün onu tekrar sinemaya götürüp eşinizi sevindirin.
4.Gün.Bu akşam çok sevdiği

11 Numaralı Masa

0

Naime hanım emekliliğine kısa bir zaman kala bir sahil kasabasında lokanta açmış, hem oyalanıyor, hemde yakın zamanda trafik kazasında kaybettiği ailesinin hüznünü, lokantanın meşgalesiyle hafifletmek istiyordu.Harabe bir halde aldığı dükkanı öyle şirin ve sıcak bir ortam halime getirmiştiki.. Daha ilk haftadan müşteriyle dolup taşmıştı lokanta… Tabiki bunda yemeklerin lezzetinin yanı sıra,Naime hanımın sevecen tavrı ve güleç yüzüde çok etkiliydi…Ama kimse bilmezdi yüreğinin hüzünle dolu olduğunu…

Her hafta cumartesi günü ayrı bir kalabalık olurdu dükkan.Tatil günleri olan memurlar başta olmak üzere kasabalı, “Naime’nin yeri” diye ün yapan lokantaya doluşurlardı.Her cumartesi o kalabalığın arasında otuzlu yaşlarda bir gençte gelirdi dükkana. Kasabalı’nın arkasından deli diye bağırdığı o gencin adının Samet olduğunu öğrenmişti sonraları.Saçı sakalı uzun ve karmakarışık, kendine ve giyimine hiç özen göstermeyen biriydi.Samet her cumartesi günü gelir hüzünlü hüzünlü deniz manzarası olan on bir numaralı masaya doğru bakardı.Naime hanım, aç olduğunu düşünüp birçokdefa çağırsada genç adamı,o asla içeriye girmemiş,öylece dışarıdan aynı masaya bakıp durmuştu…Hemde gözyaşlarıyla.Garip bir hali vardı ama,insanlar onu anlamak yerine, – “Deli Samet -” diyerek

Çirkin Çocuk

0

Bir koşturmadır gidiyordu yine köyde… Bakkalın buğu yapan camını sildiğimde Salim beyin atıyla köy meydanına geldiğini gördüm.Yörede ünlü”bey” sülalesinin tek varisiydi Salim bey.Çocuklar her bayram olduğu gibi etrafına toplanmışlar, İstanbul gezisine götürülecek çocuk kafilesine alınabilmek için en güzel kıyafetlerini giymişler,küçük kız çocukları saçlarını en güzel şekilde örüp , erkek çocukları ise taramışlardı.Salim bey kimi beğenirse onu seçer, bir otobüse doldurup İstanbula götürürür ve şehri gezdirirdi…

Bakkalın duvarına yaslanmış ve az ilerideki şamatayı izleyen bir çocuk gördüğümde,
-“Hadi len…Sende getsene… Salim bey senide görürüverir bakarsın-” dedim gülümseyerek. Omuz silkmesini ve öte yana doğru hüzünle bakmasını anlayamamıştım.Sonra onu kolundan tuttuğum gibi diğer çocukların arasına götürdüm. Köydeki tek bir ailenin dahi çocuklarını İstanbula götürecek paralarının olmadığı bir gerçekti.Zaten beylerinin topraklarına ektikleri mahsülün ancak dörtte biri kendilerine kaldığından geçimlerini bile zor sürdürürlerdi… Salim bey gülerek baktı tüm çocuklara.. Ve,

Elma Şekeri

0

Köyümüze pek nadir satıcı gelirdi.Çok sapa bir köydü. Zaten ozamanlar ancak fındık ve mısır karşılığı satıcılardan birşeyler alınabilirdi.Yokluk,yoksulluk parasızlık… Ne derseniz deyin,ama insanların bir aldığı elbiseyi çok uzun zaman giydiklerini hala net bir şekilde hatırlıyorum… Kara lastikleri beş yerinden delik olsada yüreği umutla dolu insanlardık.

Birgün köyümüze elma şekeri satan bir satıcı geldi. Ozamana kadar şekerci görmemişim hiç.Nasıl heyecanlandım bilemezsiniz.Tam kış vakti.Ne fındık var elimizde nede mısır…Babam ise evi zor döndürüyorken ondan şeker için harçlık istemek hiç olmayacak birşeydi…Elma şekeri satan amca pek bir sendelerdi yürürken.Köyün büyükleri “adamın yüreği hastaymış. O yüzden sendeliyor… -” dediklerinde pek bir şey anlamadım. Ama Uludere köprüsüne çıkar, hep onun yollarını gözlerdim.-“Şekerciii… Baldan tatlı elma şekerleri… -” diye bağırmaya başladığında içim giderdi.Elimdeki tahta parçasıyla yeri eşelerdim hayaller kurarak.Bir gün eşelediğim yerde birkaç madeni para bulduğumda, ne yapacağımı bilememiş, tozlu topraklı madeni parayla doğru şekerci amcanın yanına koşmuştum… Bir heyecanla parayı uzatınca

Cebimde Yoktu

0

Doğuştan kalp yetmezliği hastasıydı Asiye. Yirmi yaşına kadar babasının götürmediği doktor kalmamıştı. Sekiz dönümlük arazinin hasadı elbette hiçbirşekilde karşılamıyordu tedaviyi.Yirmi üç yaşında artık hastalığı iyice ilerlemiş.Doktor ise artık kalp naklinde başka hiçbir yolun kalmadığını söylemişti. Sözlüsü Süleyman ameliyat için gerekli parayı biriktirmek uğruna civardaki en riskli kömür madeninde çalışsada kolay kolay toplanacak bir para değildi.Sözlüde olsalar muhitte sevenlerin evlenene kadar buluşmaları pek hoş karşılanmadığı için, adına ” sevgi taşı” dedikleri büyükçe bir taşın içine mektuplarını saklarlar ve karşılıklı koydukları mektupları kimseye belli etmeden müsait bir zamanda oradan alır ve okurlardı…

-“Mevlam şu kalbi benim bedenimde halketmiş Asiyem.Ama inan seninle bir atıyor.Kalbim sana aittir…O senindir… Baban Yaşar emmi düğüne he dediği gün koşarak geleceğim yanına… İşte o vakit bahar gelecek ömrümüze… -” Asiye sevinç gözyaşlarıyla okurken Sevgi taşının oyuğudan aldığı mektubu, defalarca da sinesine bastırmıştı. O an yüreği sıkıştı ve yine her heyecanlandığında olduğu gibi yığılıp kalmıştı olduğu yere…. Muhtarın arabasıyla şehre hastahane götürdüler hemen. Doktor artık beklenecek bir zaman kalmadığını söylediğinde ise, Yaşar bey eşine bakarak,

Yarana Merhem Olayım

0

Parkta oturmuş sohbet eden iki kadından biri ağlayarak arkadaşına birşeyler anlatmaktadır… Sürekli çocuğu olmadığından yakınıp durur.Bir çocuğu olsa onunla nasıl ilgileneceğini, onu parklara götürüp nasıl oynatacağını, ona oyuncak almaktan ne kadar mutluluk duyacağından bahseder…

Arkadaşının bu feryatları ciğerini dağlamıştır diğer kadının.Ve ağlayan arkadaşını teselli ettikten sonra ikiside evlerine gitmek için parktan ayrılırlar.Ve gözyaşları hala dinmeyen kadın parkın bitimindeki oyuncak dükkanın önünde bir kız çocuğunun durduğunu görür.Çocuk önce ağlamaklı bir tavırla kadına bakmış, sonra da,”Bu oyuncağı bana alırmısın?”-der gibi hissettirmiştir kadına… Kadın ise o an

Sen Sevdadan Ne Anlarsın

0

Teknolojinin alıp başını gittiği şu zamanda yirmi beşli yaşlarda olan torunlarının nişanlılarıyla aralarında olan, adına sevda dedikleri seyi, sürekli sosyal medyaya yükleyip insanların beğenilerine sunmalarına çok şaşırırdı Zehra teyze… Yaşı tam seksenbeşti.

-“Yapmayın yavrum.Sevda dediğiniz şey ele güne açılırmı.Sevdiğiniz kız için birşey yapsanız hemen resmini çekip neternet denen şeye koyuyorsunuz… Ya sana ne demeli Nuran.Görücüye geldiklerinde o anın keyfini yaşayacağına, resim çekmekten kahveleri bile doğru dürüst yapamadın… Sonra da insanlar o resimlere neler demişler diye bir köşede oturup okudun…Kayın baban ve annen olacak insanların yüzüne bile bakmadın neredeyse-“dediğinde, uflamalar, puflamalar duyulmuştu gençlerden… -” Sen sevda’dan ne anlarsın… Dedem rahmetli, körmüş.Sen onu hiç görmeden görücü usulü ona vermişler-“diyen torunlarına,

Ben Salim Oldum

0

Tımarhane penceresinden hergün dikkatle dışarıya bakan bir deli,birşey görüp fazlasıyla heyecanlanırmış. Fakat bu heyecanın sebebini kimse anlamaz, yine krizi tuttu sanırlarmış. Bir gün delinin odasına yemek getiren hizmetli odada başka birinin olduğunu görünce öyle şaşırmış ki.

-“Ben Baki oldum… Ben Baki oldum” – diyede bağırıyormuş üstelik. Her haliyle deli olduğunu anladığı adam yemek tabıldotunu alıp hemen heyecanla yemeğe başlayınca, hizmetli koşup doktorlara haber vermiş… Tanımadıkları bu adamı apar topar tımarhanenin avlusunun dışına atıp, diğer deliyi aramaya başlamışlar.Avlunun az yakınında biryerde saçları sarıya boyanmış bir şekilde buldukkarı deli,

Ders

0

İki adam bir bilgenin yanına birşeyler öğrenmeleri için çocuklarını öğrenci olarak verir.İlk günün akşamı yaşlı bilge öğrencilerin babalarını davet etmiştir konakladığı mağaraya.Bu hayattaki en önemli dersi o akşam öğrencilerine babalarının yanında öğreteceğinide vurgulamıştır iki babayı da davet ederken..

Ve öğrencilerin babaları gelince ortaya yuvarlak eski bir sandık koymuştur.Ve sonra-“Bu sandıkta ağzına kadar dolu altın var. Ama hangi öğrencimi seçip ona hediye edeyim karar veremedim.Siz babaları olarak aranızda anlaşıp, karar verirmisiniz-” der.iki adam altın sözsünü duyunca, dostluğuda unuturlar, komşuluğuda. Ve sandık “senin, benim” kavgasına

Ben Öldükten Sonra

0

Gençlik çağlarında kötü bir evlilik yapan ve on aylık kızını para uğruna hiç tanımadığı bir aileye evlatlık veren dayakçı kocasından zorda olsa boşanmıştı Fatma hanım.Sonraki birkaç yıl ise kadın sığınma evinde oldukça zor geçmişti onun için.Kızını aratmadığı yer kalmamıştı.Sonra hiç beklemediği birşey oldu ve Mehmet isminde bir bey izdivacına talip oldu. İlk başlarda istemesede sonrasında Mehmet beye öyle kanı ısınmıştıki.Ve bir yıl sonra evlendiler.Çokta mutlu bir ömür geçirdiler birlikte…

Tam kırkbeş yıl aynı yastığa başkoymuşlar ve günden güne de artmıştı sevgileri.Mehmet bey eşi Fatma hanıma bütün dertlerini, sıkıntılarını unutturmuştu.Öyle derin bir sevgiyle bağlanmıştı ki Mehmet bey’e.Aldığı nefes o olmuştu adeta.Hem bu hayatta ondan başka kimi vardıki? Fakat evlendikleri günden beri kadın ara ara hep aynı soruyu sormuştu adama…Tabi bu onu kaybetmek korkusuyla sorulan bir soruydu… -“Ben ölsem,başka biriyle evlenirmiydin bey?

İyiyim

0

Şirketin çaycılığını yapan Hanife hanımla arkadaş gibi olmuşlardı artık.Ve Ceyda hanım o sabahta daha ofise girer girmez, paltosunu çıkarırken-“Hanife abla nasılsın? -” diye sormuş, kadın, – “İyiyim” cevabını verince ise, – “Ozaman bana herzamankinden bir kahve yaparsın artık değilmi?-” demişti… Hanife hanım’ın ise yüreği sıkışıyordu sanki.Ceyda hanım olumsuz birşeyler olduğunu anlamıştı ama sorusunu üstelemedi…

“İyiyim”demek adetten olmuştu ama, kimse çıkıpta gerçekten iyi olup olduğuyla ilgileniyormuydu sanki?Alelade bir soruydu işte… Mutfağa gittiğinde için için ağlamak istedi.Bir hafta önce, evin balkonunda bıraktığı, engelli oğlunun tekerlekli sandalyesi çalınmıştı.Onca kuruma başvursada olumlu bir cevap alamadığı gibi, kimse ilgilenmek bile istememişti… Saatlerce ağlamak istiyordu. Kahveyi yaptıktan sonra tüm bu dertlerin acısını hissettirmeyecek sahte bir gülümsemeyle ofise götürdü.Onu gören herkes iyi biliyordu işte…

Oğlu Cengiz’in yatmaktan heryanında bir ay sonra yaralar çıkamaya başlayacağını düşündükçe içine ılık ılık birşeyler akmıştı.Zaten kıt kanaat geçindikleri ve bir yığın borçları varken, yenisini asla alamamak bir anneye ne büyük yüktü gerçekten.-“Belimde ağrısa, sırtımda gezdiririm oğlumu-” diye düşündü bütün gün boyunca… Akşam eve vardığında ise, oğlu kapıda karşıladı onu. Yepyeni tekerlekli sandalyeyi görünce,

Ayışığı

0

Yaşlıların sürdüğü o mislerin kokularını hiç sevmezdim.Babama defalarca söylememe rağmen bu kokudan da vazgeçirememiştim onu.Hiç unutmam”ay ışığı”idi o mis’in adı.O kokuyu duymamak için erkenden yemeğimi yeyip sayısız kere odama gittiğimde olmuştur… O günlerde köyde tahta araba yarışları olacaktı. Ve o arabaların sağlam olabilmesi için en iyi ağaçların, köyün yukarısında ” kuzgunluk” dediğimiz ormanlık bölgelerde olduğunu duymuştum, köyün benden yaşça büyük delikanlılarından.Ve ertesi gün kuzgunluk’a gitmeye karar verdim.Akşam eve geldiğinde de bunu anneme söyledim.

Gece boyu o sarp kayalıklarla dolu arazide tahta arabam için ağaçları nasıl bulacağımı düşünüp uyuyamamıştım.Çünki o bölge çok tehlikeli uçurumlarla doluydu. Sabaha karşı dalmışım.Öğleye yakın kapının yumruklanmasıyla gözlerimi açtım.Komşumuz Salih emmiydi gelen.Ve,-“Orhan,annenede haber et.Baban kuzgunlukta uçuruma düşmüş.-“demişti yüzü bembeyaz halde.Kekelemekten birşey

Söz

0

Kimsesizler yurdunun bayan öğretmeni o gün çok yaramazlık yapan öğrencilerine, başının çok ağrıdığını ve eğer sessiz olurlarsa, ertesi gün dışarıdan ne isterlerse getireceğini söyler.Getireceğine dair sözde verir. Ve öğretmenlerinin bu sözü üzerine çocuklar sessizce durur akşama kadar.Öğretmen akşam saatlerinde öğrencilerinden isteklerini birer kağıda yazmalarını ister.Otuz kadar öğrenci tek tek, dışarıdan ne istediğini yazar ve kağıtları öğretmenlerine verir..

Kadın ertesi sabah bir alışveriş merkezine gider ve çantasından kağıtları çıkarıp, öğrencilerin isteklerini okur teker teker.Altı yedi yaş aralığındaki çocuklardan kimi şeker, kimi ise oyuncak istemiştir. Tek tek dükkanlara girer ve çocukların isteklerini alır.En son kağıdı açtığında ise içinde bir resim görür.Kağıtta ise, – “Tek isteğim bir günlükte olsa

Öğretmenlik

0

2000 yılının aralık ayıydı. Üniversiteden yeni mezun olmuştum.
Bir devlet okulunda heyecanla derslere giriyordum.
Sınıflardan birinde, şartlı cümleleri anlatırken tahtaya İngilizce bir cümle yazdım. “Evet çocuklar, tahtada ‘Eğer çok zengin olsaydım anneme… alırdım.’ yazıyor.
Cümledeki boşluğu, hayal gücünüzü de kullanarak doldurun. Anlaşıldı mı?” dedim.

Anlaşılmış olmalı ki herkes sessiz bir şekilde dağıttığım küçük kâğıtları aldı ve gözlerini tavana dikip düşünmeye başladı.
Beş dakika sonra sınıfı dolaşıp kâğıtları topladım ve tek tek okudum. Uzay gemisi, Ferrari, Miami’de yazlık, Maldivler’de ada…
Ben okuyorum, sınıf gülüyordu.1-Son kâğıdı içimden okudum. “If I were rich, I would buy flowers for my mom.” Cümlenin sahibi, o sene sınıfa yeni gelen çelimsiz, içine kapanık bir çocuktu. “Aramızda çok duygusal bir arkadaşımız var!” dedim.
“Selim, kalk bakalım. Ne yazdığını arkadaşlarına söyleyebilir misin?”

10 Yumurta Kaç Öğretmen Eder

0

Daha ilkokuldayım. Evde telefon çaldı. Koştum, açtım. Babamın okul arkadaşı Kerim amca. O da babam gibi öğretmen. Çocukluğumuzun öğretmenleri işte… İki söz arasında hemen birkaç soru, her fırsatta öğretmenliği yaşıyor ve yapıyor. Telefonda hemen sınav başlıyordu…

-Zafer, İstiklâl Marşımızı kim bestelemiştir?
– Zafer, Konya’nın plakası kaç?
Hepsini yanıtlıyorum. Yine bir gün soru silsilesinin ardından, o zaman bana çok garip gelen bir soru geldi:
-Zafer, ON YUMURTA KAÇ ÖĞRETMEN EDER?
Şaşırıyorum.
– O nasıl soru Kerim Amca?
Kerim Amca telefonda uzun uzun gülüyor. “Bak,” diyor. “Okulun akıllısı Zafer. Yanıtını bilmediğin bir soru buldum işte. Şimdi telefonu babana ver. Sonra da babana sor. O sana yanıtını verir.”
Babamla Kerim Amcamın telefon görüşmesi bitince, babama soruyorum:

– Baba, Kerim Amcam sordu. On yumurta kaç öğretmen eder?
Babam da gülmeye başlıyor.

Şüphe

0

“BİR KADIN eşinin her gece eve geç gelmesinden şüphelenerek eşine neden her gün geç geldiğini sorduğunda işleri olduğunu, son zamanlarda biraz daha arttığını ve bu yüzden eve geç geldiği cevabını alıyordu…

KADIN ise eşinin verdiği bu cevaba tam inanmayarak eşinin neden geç geldiğini öğrenmeye karar verdi. Eşinin işyerinden çıkışından itibaren takip etmeye karar verir…

İşyerinin karşısında bir taksi ile bekleyen KADIN, eşinin çıktığını görür ve gittiği yeri takibe başlar
Şehrin kıyı mahallelerinden birine kadar giden eşini takip eden kadın, bir gecekonduya girdiğini görür…

Birden kafasında şimşekler çakar. Aldatıldığına kesin kanaat getirir. Bin türlü düşünce içerisinde kocası gelmeden eve geri döner. Eve geldiğinde kocasına

Akşam Yemeği

0

Aşçılığıyla ün yapmış yaşlı bir kadın, akşam yemeğine
gelecek olan oğlu ve yeni gelini için yine mutfağına kapanmış,
yemek yapıyordu. Aynı akşam yemeğe eski bir aile dostu da davetliydi.
Beklenen misafirler gelip sofraya oturduklarında çok şaşırtıcı
bir durumla karşılaştılar…

Yaşlı kadının o gece yaptığı yemekler değme oburların bile iştahını kapatacak kadar berbattı. Tatlılar un kokuyordu, patatesler yanmıştı, köfteler ise neredeyse hiç pişmemişti. Oğlu, yeni gelini ve aile dostu, kadıncağıza durumu fark ettirmemek için

Sultan ile Bahçıvan

0

Birgün sultan, bahçıvanınin yanına uğrayıp, kendisine hediye edilen tayı sorar.
-Bahçıvan efendi! Nasıl bizim tay?
-Asluhû nesluhû(aslı neyse nesli de odur), sultanım.
-Nesi var ki?

-Sultanım, asil bir tayın sırtına sinek böcek konduğunda bunları kuyruğuyla kovalar; ancak bizim tay, adeta bir inek gibi kafasını çevirip ağzıyla sinekleri kovalıyor.
Sultan, bunun nedenini öğrenmek için tayı hediye eden adamı çağırtır ve tayın bu davranışının sebebi hakkında bilgi ister.
Tayı hediye eden adam der ki:

Hiç

0

Nasreddin Hoca’ya sormuşlar:
“Kimsin?”
“Hiç” demiş Hoca, “hiç kimseyim.”
Dudak bükülüp önemsenmediğini görünce, sormuş Hoca: “Sen kimsin?”

“Mutasarrıf”ım demiş adam kabara kabara.
“Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Nasreddin Hoca.
“Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam…
“Daha sonra?..” diye üstelemiş Hoca.
“Vezir” demiş adam.
“Daha daha sonra ne olacaksın?”

Bahar

0

Yeni atanan çiçeği burnunda öğretmen henüz alışamamıştı engelli öğrencilerine…İlk zamanlar fazlaca stres yapmış, mesleği bırakmayı dahi düşünmüştü…İnsanlar normal çocuklarına bakmakta bile zorlanırken, on kadar engelli öğrenciyi eğitmek okadar zor geliyorduki öğretmene… Aklına değişik değişik şeyler geliyordu.
-“Hayatımın hatasını yaptım bu mesleği seçmekle.Akılları olmayan şuncağızlarla emekli olana kadar nasıl uğraşırım ben? -” diye geçiriyordu aklından… Öğrencilerinden birtanesi vardıki.O daha farklıydı diğerlerinden.Adı Salimdi… Ve Nihal hanım’ın yanına gidip sürekli sarılmak istiyordu ona… Salim’in annesi,

-” Hoca hanım. Sizi çok sevmiş olmalı. Sizi görünce öyle heyecanlanıyor, öyle mutlu oluyorki oğlum-” dediğinde, pekte önemsememişti bu durumu.Salim’in ağzından akan tükürükler üzerine bulaşmasın diye hep dikkat eder, sürekli uzaklaştırırdı kendinden… O günde çocuklar okadar yormuştuki Nihal hanım’ı. Bir gün önce doğum gününü unutan nişanlısınada fazlasıyla morali bozuktu üstelik. Telefonda nişanlısına,

Aşevi

0

Yoksullara ücretsiz çorba veren küçük bir dükkanın önünde herzamanki gibi kalabalık vardı o günde. Halim bey sokaklarda yaşayan bir adamdı. Ve hergün bu çorbacıya gelip karnını doyururdu.Dikkat etmişti hemen hergün çorba dağıtım saatinde takım elbiseli bir adam girerdi dükkana. Ve birkaç dakika dükkan görevlisiyle birşeyler konuşup para alışverişi yapıp çıkardı…

Aynı takım elbiseli adam bir gün dükkana girrerği sırada, yine hemen hemen hergün aşevinde gördüğü üzeri başı yırtık bir adam kapıda ona yol vermeyince adamı iteklemiş ve yere düşürmüştü…

Fakir görünümlü adam ise ayağa kalkıp can acısıyla, takım elbiseli adama karşılık vermek isterken, Halim bey araya girmiş bu defada o iteklemişti adamı…
-“Ne yapmaya çalışıyorsun sen aptal adam… Hergün aşevine para verip bizim karnımızı doyuran şu beyefendiğe yaptığın saygısızlığa bak. Nankörsün sen nankör… -” demişti sinirle.O an takım elbiseli adam karşılık

Eskici Cocuk

0

Eskici çocuk hergün zengin evin sokağından geçerken, karşı evin balkonuna çıkan şımarık çocuklar, – “Aptal eskici yine bağırmaya başladı-” deyip dalga geçmeye başlarlar.Bir gün, iki gün en sonunda eskici çocuk dayanamaz ve cebindeki bozuk paralardan fırlatır balkondaki çocuklara…

Ve o günden sonra, her sabah bozuk para savaşı başlar aralarında… Birgün eskici çocuğun küçük kardeşi dayanamaz ve -“Bırakta canları ne istiyorsa desinler.Sen onlar aptal deyince öylemi oluyorsun sanki? Kazandığın bütün paraları bir anlık sinir uğruna onlara atıyorsun-” deyince, abisi gülümser kardeşine… Ve elindeki çok eski

Hamile Ceylan

0

Hamile bir ceylan vardı. Doğumu yaklaştığında ormanın en uzak yerine gitti. Bir nehir yanını buldu. Tam doğuracağı esnada gök gürledi şimşek çaktı ve yangın çıktı.Soluna döndü bir baktı ki ona ok atmak isteyen bir avcı var. Sağına döndü aç bir aslan onu avlamak için yaklaşıyordu. Ceylan için o an tek bir düşünce vardı.

Kaçmayı düşündü. En iyi onu yapabilirdi ama eninde sonunda yakalanacağını düşündü ve çıkmazda olduğunu gördü. Kaçacak yeri de yoktu. Ya aslan parçalayacaktı ya yangında can verecekti ya da avcı onu avlayacaktı belki de nehirde boğulacaktı. Her yer tehlikelerle dolu ve ceylan kesinlikle bir kurtuluşu olmadığını düşünüyordu. İşte o an ceylan

Beş Kuruş

0

Nasrettin Hoca yolda yürürken, biri ensesine öyle bir vurmuş ki, nerdeyse yere düşecekmiş, hiddetle dönüp bakmış; karşısında tanımadığı genç bir adam. Nasrettin Hoca sormuş:
– “Ne cüretle vuruyorsun!..”

– “Özür dilerim hocam, sizi birine benzettim, küçük bir hata yaptım, ama siz pireyi deve yaptınız.
– “Yürü o zaman, kadıya gidiyoruz!”
Gitmişler kadıya, ikisini de dinleyen kadı efendi, Nasrettin Hoca’ya vuran gencin akrabasıymış. Kadı efendi, Nasrettin Hoca’yı yumuşatıp, akrabasını kurtarmaya çalışmış: Demiş ki, hocam…

Mendil Satan Çocuk

0

Mendil alır mısın abi?” dedi, kirli ama güzel yüzüyle. ”Yok” dedim, ”Sağ ol, sağ ol, benim var” ”Olsun sonra kullanırsın” dedi titrek sesiyle.
”Peki” dedim, ”Ver bir tane”
Uzattım parayı, sevindi. ”Mendil kalsın” dedim, gücendi.
”Olmaz öyle şey, ben dilenci değilim” ”Peki” dedim, ”Peki, kızma”
Aldım mendili elinden sordum: ”Adın ne senin?”

”Murat” dedi, ”Murat ama arkadaşlar ‘ince’, der zayıfım ya hani.”
”Annen, baban yok mu senin?”
”Bilmem, vardır herhalde. Hiç görmedim ki.”
”Peki nerede yaşıyorsun sen? ” dedim.
”Her yerde” dedi, hem de gülerek…
”Nasıl yani her yerde?”

Kırk Adım

0

Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş. Ona nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş. Bu durumu konuşmak için aile doktorunu aramış; doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş.

“Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra 20 adım; cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla” O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş “Hayatım bu akşam

Esnaf Lokantası

0

Ne kadar zengin de olsan, esnaf lokantasını özlüyor insan. Girdim iceri, oturdum masaya yemeğimi söyledim. Hemen ön masaya bir baba ile kızı oturdu. Garson ‘’Her zaman ki gibi mi abi’’ diye sordu. Evet dedi babası, yüzü kıpkırmızı. Ama az tavuk suyu geldi ve nedense bir taneydi.

Aklıma, ben yedi yaşındayken annemin vefat ettiği zamanlarda babamın lokantada yaptığı geldi. Parasızdı, ama mutlaka ay da bir defa da olsa çorba ile içimi ısıtırdı. Üstü başı da düzgün değil baba ve kızının.
Acaba neden az ve bir tas çorba? Canı mı istemedi babanın yoksa? Sorsam ya kızarsa? Aklıma bir fikir geldi. Cebimden çıkardım ka….

Kahraman

0

Annesi ve dayısıyla birlikte mahkeme salonundan çıkarken,gözyaşalarına hakim olamıyordu genç kız…Masum bir cana kıydığı için, ve ennesininde dolduruşuyla baba demeye iğrendiği adam, elleri kelepçelenmiş şekilde çıkarılırken salondan,nefretle baktı gözlerine…Sonra cezaevi aracına bindirilirken tutamamıştı kendini daha fazla…

“-Her kız çocuğunun babası, onun kahramanıydı hani? Öğle demezmiydin bana? Gözümde zerre değerin kalmadı.Masum bir cana kıydın.Utanıyorum senden.Hiçmi düşünmedin beni ha? Katil’in kızı diye dalga geçiyorlar benimle…. Artık bir kızın yok senin…Yok anladınmı?”diye bağırırken içi sızlıyordu…Dizleri üzerine çöktüğünde ise

Oyun

0

Mahalledeki arkadaşlarıyla herzaman arası bozuk olan ve hergün bir köşede tek başına oturan oğlunun yanına gitti adam. Ve çocuğun başını okşayıp ne olduğunu sordu.Çocuk hararetli bir şekilde arkadaşlarını göstererek, herbirinin kusurlarını saymaya başladı.Her birinin birkaç kusurunu sayınca, babası elinden tuttu ve diğer çocukların yanına gittiler birlikte. Ve hepsini bir araya toplayıp çok güzel ve gerçekçi bir oyun oynayacaklarını söyledi.

Sonrada cebinden bir kağıt parçası çıkarıp, yine cebinden çıkardığı kalemle üzerine birşeyler yazdı adam.Sonra kendi oğluda dahil tüm çocuklara gözlerini sıkı sıkı kapatmalarını söyledi. Hepsi gözlerini kapayınca, on saniye kadar bir sessizlik oldu. Sonra adam bu defa tüm çocuklara gözlerini açmalarını söyledi. Sonrada kendi oğlunun yanına gidip,
-“Buradaki çocuklardan birinin cebine koydum kağıdı farkettirmeden.Onu bulabilirsen oyunu kazanabilirsin-” dediğinde

Eksik

0

Hamile bir kadın metroya bindiğinde herzamaki gibi tüm gençlerin gözlerini telefonlarına sabitlemiş umursamaz bir şekilde oturduklarını görür.Sinirle koltuklara göz gezdirir.Ve üç kişilik bir koltuğa boylu boyunca koltuk değneklerini uzatmış ve tek ayağı olmayan bir çocuk görünce bütün sinirini ondan çıkarır…

-“Kalksana be.Üç kişilik koltuğu eksik haliyle zaptetmiş, birde uyuyor. Hiçmi utanman yok? Hamile kadın ayakta kalacak, sende yatacaksın öylemi? -” dediği an

Elma

0

Her çocuk gibi annesinin makyaj malzemelerini karıştırmak okadar hoşuna gidiyorduki.O günde fırsatını bulup yüzüne gözüne ruj sürüp, odayı karmakarışık etmişti… Annesi çığlık çığlığa odaya girince, babasıda kapının eşiğinde katıla katıla gülmeye başlamıştı olanlara… – “Ben sana demedimmi büyüyünce süreceksin onları diye.-“diye başlayan bağırışmayla, küçük Filiz’in babasına koşması bir olmuştu…

Annesinin öfkesinden birtek babasının kucağında korunabiliyordu. Ve annesi söylenmeye devam ederken, babasının gülümsemesiyle onu kucaklaması ve bahçeye koşması öyle hoşuna gidiyorduki? Sonra yine aynı sorularla işten yorgun gelen babasını iyice bıktırıyordu.-“Ben ne zaman büyüyeceğim baba? Ne makyaj yapmama, ne arkadaşımda kalmama izin veriyorsunuz? Ben büyümek istiyorum biran önce-” diye tekrarlayarak babasıni bir cevap vermeye zorluyordu her günki gibi… Babası ise biraz düşünüp, – “Hani senin çok sevdiğin elma dersem çık, armut dersem çıkma oyunu varya. Hani sen hep elma demeyi sevdiğin oyun… İşte bir gün sen elma dediğinde

Beni Bekleyen Var

0

Pandemi dolayısıyla uzaktan eğitimin başladığı günlerde, televizyonun dahi olmadığı köyde ne yapacağımı düşünmüştüm… Bir öğretmen olarak içim hiç rahat değildi. Ve bir gece başımı yastığa koyduğumda kararımı vermiştim. Ertesi gün küçük bir kara tahta yapıp sırtladım. Ve köydeki her eve tek tek gidip öğrencilerime ders vermeye başlamıştım.

Zaten en fazla sekiz hane, yirmi kadar çocuk vardı.Her yola çıktığımda ise o karlı havada sırtına bir çuval almış, titreye titreye, köprü tarafına giden, Sülo’yu görürdüm.Sülo, zeka seviyesi biraz düşük bir genç çocuktu.Okulada gelmiyordu bu yüzden.Annesi ölmüş babasıyla tek başına yaşıyordu görevli olduğum köyde. Bir gün Sülo’nun evine gidip babasıyla konuştum.Onada ders vermek istediğimi söyledim.-“İyi ya öğretmen bey sen bilin… Ama o her sabah köprüye doğru gider.Evde bağlasan bile durmaz heç-” dediğinde, hersabah Sülo’nun nereye gittiğini

Dilenci ile Kral

0

Hikayeye göre bir kral, sabah gezintisi sırasında bir dilenciye rastlar. “Dile benden ne dilersen” diye soran krala dilenci gülerek, “sanki benim her dileğimi gerçekleştirebilecekmiş gibi soruyorsunuz” der.

Kral bu cevaba şaşırır ve sohbet ilerler. “Pek tabii her dediğini yerine getirebilirim. Sen söyle bakalım, ne istiyorsun?” “Söz vermeden önce iki kez düşünün kralım” der. Dilenci sıradan bir dilenci değildir. Kral ısrar eder. “Ne istersen iste sana verebilirim. Ben güçlü bir kralım. Yerine getiremeyeceğim hiçbir dileğin olamaz” der. Bunun üzerine dilenci,

Kral ile Muhafız

0

Kral dondurucu bir kış mevsiminde gecenin soğuğunda nöbet tutan muhafıza sordu:
+ Üşümüyor musun?
Muhafız:
– “Alışığım sayın kralım” dediğinde

Kral:
+ “Olsun, sana sıcak tutacak elbise getirmelerini emredeceğim” dedi ve gitti. Ancak bir süre sonra içeri girdiğinde emri vermeyi unuttu…
Ertesi gün duvarın yanında muhafızın soğuktan donmuş cesedini gördüler, duvarın üzerinde şöyle yazılıydı:

Öğretmen ile Öğrenciler

0

Almışlar çocuğu okulun bir köşesine götürmüşler; Bende öğretmenler odasının camından bakarken tesadüfen gördüm. 4 tane A-4 kağıdını bantlayıp toprağa sermişler.
Üç kız yere oturmuş. İndim yanlarına. Korktular önce, beni görünce. Baktım beş dilim ekmek, biraz kaşar peyniri, iki meyva suyu. Hayırdır kızlar dedim. Yemek yiyiyoruz öğretmenim dediler.

Afiyet olsun devam edin dedim. Sonra gizlice köşeden onları izledim. İki kız yer gibi yapıyor, diğerine bırakıyordu hepsini. Saçını okşadı diğeri. Biri de espiri yapıp güldürüyordu hepsini. Zil çalınca, köşeyi geçerken birinin kolunu tuttum usulca. Anlat bakalım dedim. Meğer birinin babası

Yüreğinde Büyümek

0

Evleneli on iki yıl olmuştu. Çocuk sahibi olamamıştık. Tedavi için gittiğimiz doktorların hemen hepsi aşağı yukarı aynı şeyleri söylemişlerdi. Bu gerçekleri duymak eşim için de benim için de her seferinde yıkım oluyordu:
“Çocuk sahibi olabilmeniz imkansız görünüyor” Bu kelimelerin her tekrarlanışı umudumuzu iyice yitirmemize neden olmuştu.
-Neden evlatlık edinmiyoruz? dedim eşime.

-Sahipsiz onca çocuk varken…
Belki de Allah onlardan birine sahip çıkmamızı istiyor. Ve belki de bu yüzden bir bebek sahibi olmamızı dilemiyor. Yetimhanede bebeklerin bulunduğu bölüme girer girmez, ilk onu gördüm. Ayaklarını havaya dikmiş, elleri ile

Tezgahtaki Domatesler

0

Bülent Kayabaş’ın anlatımıyla ;
“Pendik Tiyatrosu” adlı bir girişimde bulunmuştuk genç arkadaşlarla beraber. 1967’de, Kemal’le ilk kez orada tanışıp samimi olduk… Paramız yoktu,beş kuruşsuz dönemlerimizdi…

Geceleri yemek yedikten sonra, o zamanlarda alkolle aramız yok, parasızlıktan çay bahçesine filan da gidemiyoruz… Sabahı bekliyoruz fırınlar açılsın diye. Fırından ekmek alıyoruz. O zamanlar ortalık o kadar sakinki; manav amca, domatesini biberini yerinde bırakıp gidiyor geceleri… Biz de o domateslerden alıp,

Bizde Herkes Aynı Olur

0

Genç Kaymakam, yeni atandığı ilçeye bakmaya gitti. İlçeyi kendi başına gezdikten sonra, ara sokakta gördüğü çay ocağında, bir bardak çay içeyim diye oturdu.

O anda 12-13 yaşlarında bir çocuk, “amca boyayayım mı?” dedi.. Ayakkabısı boyalı olmasına rağmen, çocuğu kırmamak için “Tamam gel boya” dedi. Bu arada “iyi boyarsan sana istediğin paranın iki katını veririm” deyince, o çocuk; “Ben hep aynı boyarım” dedi..! Kaymakam, “Nasıl yani?” deyince;

İçimden Geldi Evlat

0

Jandarma, soğuk bir kış günü Afyonkarahisar’da trafik uygulaması yapmaktadır. Yaşlı bir amca ve yanında seyahat eden eşinin aracını kontrol için çevirirler. Kontrolden sonra bir kaç eksiklikten dolayı amcaya ceza yazılır.

🔹Amca makbuzunu alıp aracına doğru giderken geri döner ve Jandarma Astsubay’a;
– Evladım sana bir kere sarılabilir miyim? der. Astsubay insanların ceza yazıldıktan sonra söylenmesine alışıktır.
– Hayırdır amca niye sarılacaksın? diye sorar. Amca:

Anne Sevgisinden Şüphe Edilmez

0

Samet ağlamaklı bir halde, ellerini çenesine, dirseklerinide dizine koymuş bir halde öyle derin bir şekilde dalıp gitmiştiki… Komşuları, aynı zamanda rahmetli annesinin en yakın arkadaşı, kardeşim dediği Nuray hanım, çocuğun o halini görünce, yanına gidip,
-“Kuzum… Ne oldu sana? Neden üzgünsün?-” deyip yanına oturmuştu…

-“Tutmadı işte… Annem sözünü tutmadı… Ne zaman ihtiyacın olsa yanımda olacağını söylemişti bana.Öğretmenimiz tüm anneler ve çocuklarını okula davet etti yerli malı haftası için.. Ama annem öldü.Şimdi yanımda yok.Oysa ona çok yakışan kırmızı elbisesi, ve zümrüt kolyesiyle, benim için özene bezene süslenip yanımda gelmesini ne çok isterdim.. Sözünü tutmadı. Demek beni sevmiyormuş… – “demişti hıçkıra hıçkıra ağlayarak.Nuray hanımın tüyleri diken diken olmuş, ne diyeceğini bilememişti o an.Defalarca öptü çocuğun

Akıl

0

Adamın biri oğluyla evin bahçesinde iş yaparken, işi tamamlamak için son bir tahta parçası lazım olur.Ardiyeye de baksa tahta parçasını bulamayınca iş ilerlemez.Üzgün bir halde kendisine bakıp,

-“Ne yapacağız şimdi? -” diye soran oğluna gülerek komşunun tahta çitini gösterir. Ve,
-“Gerektiği yerde aklını kullanmalısın oğlum-” diyerek, çitten bir tahta parçası alır ve

Baba Ne Demek

0

Biraz safça bir adamdı Cahit bey.Biraz köylü şivesine yatkın dili, biraz da kekemeliğinden dolayı pek kendini ifade edemezdi. Eşi öldüğünden beri iki oğluna tek başına bakıyordu. Hem anne, hem baba olmuştu onlara.Simitçilik yaparak eline geçen üç beş kuruşla,evlatları için didinip duruyordu.Akşam eve geldiğinde ise pek geçimsiz olan ve sürekli kavga eden küçük oğulları yine kavga etmesin diye üç eşit parçaya bölerdi tepsisinde kalan simitleri.Çoğu zaman yemekleri,satamadığı simitleri olurdu…

Yine bir akşam eve tepsisinde kalan simitlerle geldiğinde ne de mutlu olmuşlardı çocuklar.Cahit bey iki poşete koyduğu soğuk simitleri oğullarına verirken, – “Aaa alın ba..ba bakalım. Bir sana, bir… bir.. Birde sana… Bu poşetteki de benim-” dediğinde, Hasan’ın aklına bir şüphe düşmüştü. Babası hiçbirzaman göstermezdi kendine ne kadar simit ayırdığını.Ve hiç yanlarında yemezdi.Buda iyice şüphelenmesine

Berber ile Müşterisi

0

– Adamın biri her zaman yaptığı gibi saç ve sakal traşı olmak için berbere gitti. Onunla ilgilenen berberle güzel bir sohbete başladılar. Değişik konular üzerinde konuştular. Birden Allah ile ilgili konu açıldı…

Berber: ” Bak adamım, ben senin söylediğin gibi Allah’ın varlığına inanmıyorum.”
Adam: ” Peki neden böyle diyorsun?”
Berber: ”Lütfen bana söyler misin, eğer Allah var olsaydı, bu kadar çok sorunlu, sıkıntılı, hasta insan olur muydu, terkedilmiş çocuklar olur muydu? Allah olsaydı, kimseye acı çektirmez, birbirini üzmezdi.” Adam bir an durdu düşündü ve

Kapına Geleni Hızır Bil

0

Gerçek yaşanılmiş bir olay…
Biz yeni evliyken bir olay yaşadık, onu anlatayım size. Eşimle birlikte aynı yerde çalışıyoruz. Günlerden hafta sonuydu eşime dedim:
_ evde birşey yok dolaba birşeyler almak lazım, dedim, eşimde:
Patron para vermedi bu hafta, para yokmuş dedi. Cebimizde para yok bende dedim:

Git tanıdığın birinden borç al eve yiyecek birşey alalım dedim, eşim de: Kimseye gidemem, ben isteyemem falan dedi. Bende iyice kızmaya başladım. Paran yoksa eşin dostun da mı yok. Böyle işte açmı duralım? dedim, nasıl kızıyorum, eşimde :
Dolapda bir tane salatalık kalmış, birde yarım ekmek var git onu ye, dedi. Bana yarın hallederiz dedi, bende kızıyorum. O ikimize yetmez falan diye sesimiz yükseldi, birbirimize kızmaya başladık. Neyse o an bizim kapı çaldı, ben de perdeden kapıya baktım ki

Bin Altın Hikayesi

0

Gencin birisi Kabe’de sürekli,
– “Ey doğruların yardımcısı olan Allah’ım, Ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allah’ım, sana hamdü sena ederim,” diye dua ederdi.
Bu durum herkesin dikkatini çeker.
Birisi:
– “Neden hep aynı duayı yapıyorsun, başka birşey bilmiyor musun?,” diye sorunca; O da anlatır:
Yedi sekiz sene önce yine Kabe’de iken içi altın dolu bir torba buldum. Tam bin altın vardı. İçimden bir ses:

– “Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın” diyordu. Hayır dedim kendi kendime. Bu benim değil. Başkasının malı, kullanmam haram olur dedim. Bu sırada birisi:
– “Şöyle bir torba bulan var mı?” diye bağırıyordu. Çağırdım onu.
– “Nasıl bir torbaydı? İçinde ne vardı?” diye sorunca

Profesörün Öğrenciye Sorusu

0

Üniversite öğrencisi mantık yürütme sınavında. Profesör soruyor:
– Uçakta 500 tuğla var. Biri düştü, kaç tane kaldı?
Öğrenci:
– 499.

– Doğru. Peki, bir fili kaç adımda buzdolabına sokarsın?
– Üç adımda. Buzdolabını aç; fili sok; buzdolabını kapat.
Profesör:
– Doğru! Peki, zürafayı kaç adımda sokarsın buzdolabına? Diye sorar ve öğrenci yanıtlar.. Der ki..