Fakir Gönül

Kızının arada bir çalınan kapılarına koşarkenki heyecanını üzülerek izlerdi Zeynep hanım. Yemek tepsisini kucağına alıp zengin komşularının hizmetçisine teşekkürler ederken tatlı diliyle, hizmetçi kadında pek bir utanırdı küçük kızın bu halinden. Hanımın gönderdiği artık yemekleri bile anlamıyordu o çocuk aklıyla. Herhaliyle sofra artığı olduğu belli olan yiyeceklere de öyle bir bakışı vardıki Melike nin. Kendini bildi bileli hep bir yokluk hep bir sıkıntı gördüğü için, hizmetçi kadının getirdiği artık yemekler dahi ona lezzetli gelirdi. Sadece tepsiyi içeriye götürdüğünde annesinin yüz ifadesini anlayamıyordu. -“Anne bak Saliha abla yine yemek getirdi. Ne kadar güzel deilmi? “Sorduğu sorulara da çoğu zaman cevap alamazken, anne babasının konuşmalarıda aklına yer ederdi ister istemez… -“Yine göndermiş bak çürük meyveleri. Zengin olsa ne olacak? Gönlü fakir kadının. Kendince sevaba giriyor işte “Anne babasını fısıltıyla konuştuklarını duymakla kalmayıp, kendi aklındada anlamaya çalışıyordu” Demek köşkün sahibide fakir biri. O yüzden böyle çürük meyveler gönderiyor bize” diye geçiriyordu içinden. Ama çok iyi bir insandıki kendilerine böyle sürekli yemek gönderiyordu.

Aylar sonra küçük Melike nin babası iş bulmuş akşamınada elleri dolu gelmişti eve. Zeynep hanım o akşam çok güzel yemeklerle donatmıştı sofrayı. Bir ara babası, bulduğu işi anlatırken annesine, Melike sessizce içeriye gitti. Babasının getirdiği meyve poşetlerinden en güzellerini bir tabağa doldurdu. Sonrada bir tabak ta yediği o güzel yemekten koydu tepsiye. Küçük adımlarla köşkün kapısına yöneldi sonrasında. Bahçe kapısını ayaklarıyla itip, merdivenleri çıktı. Sonrasında da yine ayağıyla çaldı köşkün kapısını. Kapıyı köşkün sahibi Nebahat hanım açmıştı…
-“Bu nedir?”diye sordu şaşkınlıkla. Melike nin cevabı öyle içten olmuştuki ve şöyle demişti..