Dünyanın En İyi Okçusu

Çin’de Çi Çang adında bir adam vardı ve dünyanın en iyi okçusu olmak istiyordu. Bütün bilgelere danıştı. Nerede bir kitap bulduysa okudu. Ok atmakta usta olduğunu duyduğu kim varsa, yanına gitti. Büyük bir okçunun arkadaşı olduğu söylenen ihtiyar bir adamı ölmek üzereyken bulup, isteğini anlattı. Vei Fei diye çok uzaklarda bir diyarda oturan bir ustadan bahsettiler. Çang uzun yolculuk meşakkatlerinden sonra Fei’yi buldu. Usta, Çang’e evvela gözlerini hiç kıpırdatmadan uzun zaman durmak gerektiğini söyledi. Çang evvela eşinin dokuma tezgâhı altına uzanarak gözünden birkaç milimetre ötede işleyip duran mekiklere rağmen irkilmemeyi öğrendi. İki yıl sonra göz adalelerine öyle hakim olmuştu ki, günün birinde küçük bir örümcek kirpiklerinin arasına ağ kurdu. Çang bunun üzerine piştiğine hükmederek artık ustasının yanına gitmeye karar verdi.

Fei, çırağına “aferin” bile demedi, “bu daha işin başlangıcı” dedi ve ondan eşyaya bakmasını öğrenmesini istedi; “çok küçük olan bir şey sana küçük, küçük olan bir şey de büyük görünmeye başladığı zaman yine gel” öğüdünü verdi. Çang evine döndü, gözle zor fark edilen küçük bir böcek bulup, onu bir ot parçasının üzerine koyarak uzaktaki pencerenin kenarına yerleştirdi, tam üç yıl boyunca o böceğe baktı ve günün birinde o küçücük böceği bir at boyundaymış gibi görebildiğini farketti. Hemen ustasının yanına koştu. Usta Çang’ın azmine şaştı, “aferin” dedi. Artık çok uzaktaki hedefleri bile istediği yerinden vurabiliyordu. Ustasının huzurunda yay çektiği koluna su dolu bir bardak yerleştirmek suretiyle yüz tane oku, yüz adım ötedeki bir ağaca ard arda fırlattı. Attığı her ok bir öncekinin arkasına saplanıyordu ve böylece yüzüncü ok fırlatıldığında, kendisine doğru uzanan oklardan yapılmış bir ip hâsıl oldu. Ustası yine “aferin” dedi. Çang iftiharla evine döndü ama karısı çok öfkeliydi. Beş seneden beri tuhaf işlerle ilgilenmesine söylendi durdu. Çang, marifeti anlaşılsın diye el çabukluğu ile sadağından bir ok çekerek kadına fırlattı. Ok kadının göz kapağından