Dostluk

İki arkadaş ilk defa gittikleri ülkede, ilkel kabilelerin yaşadığı köylerde ticaret yapmak isterler. At arabalarına doldurdukları zeytinyağı fıçılarıyla, dolaştıkları köylerde satış yaparak çok iyide kazanç elde ederler. Çünki sattıklarının karşılığı altın olarak almaktadırlar. Fakat birgün arabaya tepeleme doldurdukları fıçılardan biri bağladıları ipten kurtulur ve bir köylünün üzerine düşer. Adam őlműştür. At arabasını kullananı apar topar alırlar ve tutsak ederler. Kabilenin kuralları çok katıdır ve bir kişiyi őldűren, çare yok kendisi de aynı kaderi paylaşacaktir.

Dilini anlamadığı bu ülkede ne yapsa derdini anlatamaz adam. Bağlandığı yerden kafasını kaldırarak kendisini görmeye gelen üzgün arkadaşına bakar ve kendisini kurtarması için yalvarır. Dostu elinden geleni yapacağını söyleyerek gider oradan. Fakat birdaha hiç göremez dostunu. Zor gününde kendisini bırakıp giden arkadaşına öyle kızmıştırki. Günler sonra bağlandıkları uzun kütükten, birkaç kişinin elleri çözülüp, kendiside onlar gibi serbest bırakılınca çok şaşırır. Mahkumlara af geldiğini düşünerek büyük bir sevinçle ülkesinin yolunu tutar. Ülkeye vardığında, dostunun yaptığını herkese anlatır. Ne kadar hain ve iki yüzlü olduğunu, zor zamanında kendisini orada nasıl bırakıp gittiğini de nefretle tüm tanıdıklarına anlatır. Ama dostunu bulamaz bir türlü. Bulsa tüm hırsıyla öyle şeyler diyecektir ki ona. Aradan tam kırk yıl geçer. Bu zaman zarfında