Basit Elvedalar

Önüme bir yığın mektup gelirdi hergün… Adresi geçersiz mektupların ve postahanede toplanan mektupların ne yapılacağı konusunda kararsız kalırdım postahane müdürü olarak. Hepsinde bir hayat hikayesi vardı…Kimi zaman bir çöp varilinde yaktırırdırdım çare bulamayıp.Ama içim cız ederdi yinede… Fakat bir gün içlerinde binlerce mektubun yine atılacağı sırada, memurlardan işinde çok dikkatli bir genç kız, üzerinde “Gönül sızım” yazan iki farklı kişinin mektubunu getirdi bana…

“Gönül sızım” yazısının aralarında bir kod gibi birşey olduğunu anlamıştım o an. Üzerinde Nazife diye bir kadının isminin yazdığı mektubu elime aldığımda bir askeriyeye gönderildiğini ve orada Süleyman Karaca isimli bir asker olmadığı, bulunamadığı için mektubun sürekli merkeze geri geldiğini anlamıştım… Çok yeni tarihli olduğunu anladığım mektupta ise-“Tam kırkbeş sene geçti Süleymanım… Beklemekten yorulduğumu düşünme heç. Savaşta öldüğünü deselerde inanmadım. Hem ölsen ben göynümde hissederdim acını.Komutanının gönderdiği mektupta öldüğün yazıyordu emme, ben heçbir vakıt inanmadım.Şu gönderdiğim mektuplar yüreğime serinlik veriyor…Yazmasam edemeyom.Kırbeş sene önceki gibi, sevdan yüreğimde yemyeşil… – “yazıyordu…Üzerinde yine” Gönül sızım”yazan diğer mektupta ise Süleyman ismini okuduğumda tüylerim diken diken olmuştu… Hemen açıp okudum…- “Yarım asır olacak Nazifem.Savaş sırasında