11 Numaralı Masa

Naime hanım emekliliğine kısa bir zaman kala bir sahil kasabasında lokanta açmış, hem oyalanıyor, hemde yakın zamanda trafik kazasında kaybettiği ailesinin hüznünü, lokantanın meşgalesiyle hafifletmek istiyordu.Harabe bir halde aldığı dükkanı öyle şirin ve sıcak bir ortam halime getirmiştiki.. Daha ilk haftadan müşteriyle dolup taşmıştı lokanta… Tabiki bunda yemeklerin lezzetinin yanı sıra,Naime hanımın sevecen tavrı ve güleç yüzüde çok etkiliydi…Ama kimse bilmezdi yüreğinin hüzünle dolu olduğunu…

Her hafta cumartesi günü ayrı bir kalabalık olurdu dükkan.Tatil günleri olan memurlar başta olmak üzere kasabalı, “Naime’nin yeri” diye ün yapan lokantaya doluşurlardı.Her cumartesi o kalabalığın arasında otuzlu yaşlarda bir gençte gelirdi dükkana. Kasabalı’nın arkasından deli diye bağırdığı o gencin adının Samet olduğunu öğrenmişti sonraları.Saçı sakalı uzun ve karmakarışık, kendine ve giyimine hiç özen göstermeyen biriydi.Samet her cumartesi günü gelir hüzünlü hüzünlü deniz manzarası olan on bir numaralı masaya doğru bakardı.Naime hanım, aç olduğunu düşünüp birçokdefa çağırsada genç adamı,o asla içeriye girmemiş,öylece dışarıdan aynı masaya bakıp durmuştu…Hemde gözyaşlarıyla.Garip bir hali vardı ama,insanlar onu anlamak yerine, – “Deli Samet -” diyerek